19 Ekim 2019 Cumartesi

Adam

Ekim 19, 2019 18
Herkese yeniden merhaba. Karşısında Yılmaz Özdil' in en çok satan kitaplarından birisi olan Adam ile karşınızdayım. Kitaptaki en beğendiğim cümleyle başlamak istiyorum: Bu da Adam. Diyebilirsiniz ki kadının karşılığı erkek değil mi? Bence değil. Çünkü, her kadın kadın ama her erkek adam değil. Herifleri yazmamayı tercih ettim!

Eğer siz de Yılmaz Özdil' in bu eşsiz kitabını veya diğer kitaplarını okuduysanız yorumlar bölümünden bizlere görüşlerinizi yazmayı unutmayın. Yılmaz Özdil' in diğer eşsiz kitaplarına buradan ulaşabilirsiniz. Gelelim kitaba...

Elbette memleketin tüm adamlarını sıralayıp, bir kitaba sığdırabilmek imkansızdır. Peki nedir? Farklı zamanlarda, farklı ortamlarda yaşayan, hatta birbirleriyle hiç tanımamalarına rağmen, ortak zihniyetin, ortak karakterin, ortak paydasıdır Adam. Yıkılsın diye karşı devrim kazmalarıyla kolonlarına kolonlarına vurulan Türkiye, bugün hâlâ ayakta duruyorsa, işte bu adamların ortak karakteri, ortak zihniyetinin sırtında durmaktadır.

Ulusal marşın "korkma" diye başlıyorsa ve sen korkuyorsan, sonuç kaçınılmazdır.

Doğruları konuşmak için, en az iki kişi gerekir. Biri doğru söyleyen. Biri de doğru anlayan. 

Cumhuriyet dediğin, korkak babalar tarafından kaybedilir, yürekli evlatları tarafından geri alınır. Mustafa Kemal, ilelebet payidardır. 

İsteyenin istediği kadar konuşma özgürlüğü var. Sadece, konuştuktan sonra özgürlük garantisi yok! 


17 Ekim 2019 Perşembe

Ağaç Ev Sohbetleri #7

Ekim 17, 2019 16
Herkese yeniden merhaba. Günler su gibi akıp gitmekte. 7. hafta ile baş başayız. Bu haftanın konusunu da ben belirledim! Biraz geç oldu fakat yetiştirmeye çalıştım. Bu haftada Taha ve Edischar katılamayacak. Aslında ben de son anda yanıtlıyorum. Okul, kelime-bul.com, kitabımı yazmaya dalmışken kendimi zor buldum.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Taha' nın da dediği gibi bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar... Sonraki hafta için konu önerim: Ölmeden önce yapılacak listende neler var? Ya da sadece bir yıl ömrün kaldığını söyleseler ölmeden önce neler yapardın?

Bu haftanın konusunu da ben belirledim. Bu haftanın ağaç ev konusu ise; Türkiye' nin eğitim sistemi sizce nasıl? Sınav sistemi ve ezberden yana olan bu eğitimi destekliyor musunuz? Siz öğrenciyken en çok neyden zorlandınız?

Öğrenciyim ve eğitim sistemiyle iç içe yaşıyoruz. Yani yaşananlara birinci dereceden tanık oluyoruz maalesef. Bu konu hakkında milyonlarca sayfa yazı yazabilirim fakat sizi de yormak istemiyorum. Ülkemizdeki hem sınav sistemi hem de eğitim sistemi gerçekten de... Maalesef bu konu hakkında iyi düşüncelere sahip değilim. Bence ülkedeki çoğu öğrenci benim düşündüğüm gibi düşünüyorduk. Buna kesinlikle eminim. Ezberle eğitim filan olmaz. Ezber sadece anlık bir kurtuluştur. Örneğin ben ezberlediğim saçma sapan konularını şimdi hiçbir şey bilmiyorum. Neden? Öğrencileri denek olarak kullanıyorlar. Zırt pıt eğitim sistemi değişiyor. Bu konu hakkında kelime-bul.com' da yazmış olduğum blog konularına buradan bakabilirsiniz. 

81 milyon kişiyiz değil mi? Biz 81 milyon içindeki en iyileri seçemiyor, seçtiklerimizi de hayatını sömürüyoruz. Böylelikle beyin göçü son hızla devam ediyor. Neden??? Ben okuldayken şahidim. Ne öğretmenler ne de öğrenciler ne yapacağını bilmiyor. Müfredat ikide bir yenileniyor. Çıkan çıkana giren girene... Ondan sonrada niçin uluslararası sınavlarda başarısız? Özellikle lise ve üniversite sınavlarında da belli oluyor. Sorular iptal ediliyor ya da o soruları çözülebilecek metotları öğrenciler bilmiyor. Hatta öğretmenler bile takılıyor. Maalesef ben de bu eğitim sisteminin kurbanlarından birisiyim. Okullarda laboratuvarlar yok ki öğrenciler deney yaparak öğrensin. Onun yerine tahtaya yaz konuyu anlat, saçma sapan bir sürü test çöz, eee sonra? Ezber, ezber ezber! Öğrenciler neyi bildiklerini bile bilmiyorlar. Okuduğunu anlatamıyor ve yazamıyorlar. Bir de okul saatleri öğrencilerin bir gününü yok ediyor. Ne özel hayatları kalıyor ne de aktivite yapabilecekleri bir vakit. 

Eğitim sistemi ezberden yana. Sizi de bu konuyla ilgili boğmak istemiyorum ama gerçekleri de susarak kapatmak mümkün değil. Çünkü SUSAMAM! En kısa zamanda bu eğitim sistemi değişmezse bizi karanlık günlerin pençesinden kurtulabilmek görünmüyor. Her gün daha kötü her gün daha kötü bir günle karşı karşıya kalacağımız günleri kimse görmek istemez fakat gerçek maalesef bu. Keşke eğitim sistemimiz çok güzel olsaydı da bu yazıyı yazmamış olsaydım... Sizin de bu konudaki düşüncelerini çok merak ediyorum. Sonraki hafta için takipte kalın!

13 Ekim 2019 Pazar

Ödüllü Kelime Anlamı Bul Yarışması

Ekim 13, 2019 8
Herkese yeniden merhaba. Kelime-bul.com olarak ilk amacımız eğitici bir kelime sitesi olmaktadır. Bu bağlamda sizlere eğlenerek öğreten içeriğimizle son hızla devam etmekteyiz. Bu kez de sizlerle ödüllü yarışmamızla birlikteyiz...

Sitemiz kelime-bul.com’ da “Kelime Anlamı Nedir” bölümünden herhangi bir kelimenin anlamını aratıp, kelimenin anlamı sayfasının altında çıkan kodu iletişim bölümünden mail adresimize; isim, soyisim ve mail adresinizi de yazarak bize göndermeniz yeterlidir. Her gün yeni bir kod yerleştirilecektir. Kazanma şansınızı arttırmak için her gün yeni kodu bize gönderebilirsiniz. Aynı isim ve mail adresi kullanılarak gün içinde yalnızca bir kere katılma hakkınız vardır. Yarışmamız, 13/10/2019 tarihinden başlayarak 23/10/2019 gecesinde sona erecektir. Ve 24/10/2019 tarihinde canlı yayında çekiliş yapılarak kazananlar belirlenecektir. Yarışmamızda kazananlar, D&R sanal mağazasında geçerli olan "D&R Sanal Hediye Kartı” ile ödüllendirilecektir. Detaylı bilgi için buraya tıklayınız.

12 Ekim 2019 Cumartesi

Okul Mimi

Ekim 12, 2019 23
Herkese yeniden merhaba. Karşınızda yeni bir mim! Bu mimin konusu da eğitimle ilgili. Yani sizi yıllara geri dönüş yolculuğuna çıkarıyorum. Biliyorum ki bu blog sayfasındaki en çok beğenilen ve soru cevap şeklinde eğlenceli bir etkinlik. Sık sık başka mimleri de blog sayfamda paylaşmak istiyorum. Eğer sizin de ilginç ya da yanıtını merak ettiğiniz sorular varsa bana iletişim bölümünden yazabilirsiniz. 

Sorduğunuz soruları da bu güzel mimler ile yanıtlamış olacağım. Kimleri mimleyeceksin sorusuna yanıtım da; bu mimi okuyan herkesin yanıtlamasını rica ederim! İlk olarak bir insanın çocukluktan gençliğe kadar olan döneminde okul hayatı bir dönüm noktasıdır. İlkler her zaman önemlidir derim ki öyle. İlk arkadaşlıklar, ilk dostluklar bu zamanda kurulur. Hayatımızda her geçen gün tecrübe kazandığımız bu döneme geri dönüş yapalım mı? 

1) İlkokulda nasıl bir öğrenciydin?
İlkokuldayken çok çekingen ve disiplinli bir öğrenciydim. Birinci sınıfa tam geçerken eğitim sisteminin ''yine'' değişmesiyle kardeşimle beraber okul hayatımı sürdürdüm. Yani biz ikiz gibiydik. Eğer bir ikiziniz varsa ve beraber okula gidiyorsanız kıymetini bilin. Ama büyük sizseniz vay halinize. Notları alan hep bendim. Kısacası benden geçinirdi. :) Bizi hep ikiz zannederlerdi fakat öyle değildik. Fakat her zaman diyorum, iyi ki birlikte okumuşuz.

2) Dostluk kavramına inanır mısın?
Evet dostluğa inanırım. Hatta ilkokuldan başlayan bir dostluğum var. Tam olarak 10 yıldır beri arkadaşız. Dostluk çok zor bulunan ve çabuk bitebilen bir süreçtir. Arkadaş çok kolay bulunur fakat dost öyle değil. Duygu, ilkokul sıralarından bu zamana kadar yanımda olan, gülüşüp paylaştığımız birçok güzel anımızın oluşmasını sağlayan dostum. Sen gülünce gülümseyen sen üzülünce üzülen ve o sinirle voleybol topuna vuruşuyla sana aşık olmuş bir ben... İyi ki varsın!

3) Okul hayatınızda en çok zorlandığınız ders veya dersler ya da önerileriniz var mı?
Tabii ki herkesin zorlandığı dersler olmuştur. Benim de en çok zorlandığım ders fizik ve bazen matematiktir. Bazen diyorum çünkü bazen ben bile kendime hayran kalıyordum. Ama fizik için bunu demek mümkün değil. Ama takıldığınız bir konuda kafa yorarsanız çözülemeyen bir problem kalmaz diye düşünüyorum. 

4) Öğretmeninizle yaşadığınız komik bir olay var mı?
Evet yine ilkokuldayken, sınıf öğretmenimiz dersi anlatırken tebeşiri elinden düşürmüştü. Onu almak için eğildiğinde ise pantolonundan bir ''çarttt!'' diye bir sesle sınıf gülme krizine girdi. Sadece sınıf değil öğretmenimiz de gülmüştü. Paltosunu sırtına bağlayıp (ki o zaman sınıf başkanı bendim) dersi ben anlatmaya devam etmiştim. Tabii ben sınıftakilerden büyük olduğum için onlardan daha uzundum. Dersi anlatmaya devam ederken müdür yardımcısı kapıyı tıklatıp içeriye tam giriyordu ki ''Özür dilerim öğretmenim.'' diyerek hemen dışarı çıktı. Sınıfça şoka girmiştik. Evet beni öğretmen sanmıştı. Sınıfta öyle bir kahkalar koptu ki anlatamam. Bunun gibi birçok anım var. İyi ki var...

5) Hiç sınıf başkanı veya başkan yardımcısı oldun mu?
Oooo. Benim seçilmem iki elin parmaklarını geçer bile. Şöyle düşünüyorum da ben baya bir diktatörmüşüm. Sınıfın büyüğü olarak kim başkan olmak isterse ben el atar ve o seçimi kazanırdık. Ama en iyi başkan da ben seçilirdim. Sınıf öğretmenimiz hasta olduğu ve gelmediği zamanlarda dersi ben anlatır veya takıldığımız sorularla ilgili tartışmalar yapardık. Diğer sınıfların öğretmenleri hayran kalırdı. Çünkü o sınıflarda öğretmen olmadığı zamanlarda kıyamet kopardı. Fakat BİZ öyle değildik. 

6) Hiç öğretmen olmayı düşündün mü?
Evet, düşündüm. Hatta oldum bile. Yani ilkokuldayken öyleydim. Fakat yıllar geçince ve farklı bakış açıları eklendikçe fikrim değişti. Ama öğretmenlere hayranım. Ben de bir şeyleri öğretmeyi çok seviyorum, örnek olmayı. Boşuna öğretmenlik mesleği kutsal bir meslek dememişler.

10 Ekim 2019 Perşembe

Ağaç Ev Sohbetleri #6

Ekim 10, 2019 16
Herkese yeniden merhaba. Evet baya bir geçikme oldu. Sizlerden özür dilerim. Aslında Ağaç Ev Sohbetlerini ilk günden yanıtlamaya çalışırım fakat bu hafta böyle oldu. Çok yoğun olarak kelime-bul.com üzerinde çalışıyorum. Oradan da blog yazılarıma ulaşabilirsiniz. Yeni bir haftadayız. İnanabiliyor musunuz? 6. haftayı da geride bırakıyoruz. Çok hızlı geçiyor zaman. Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! İyi Okumalar...

Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Taha' nın da dediği gibi bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Önceki haftanın yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. Sonraki haftanın konusu için fikrim: Türkiye' nin eğitim sistemi sizce nasıl? Sınav sistemi ve ezberden yana olan bu eğitimi destekliyor musunuz? Siz öğrenciyken en çok neyden zorlandınız? 

Bu haftanın konusuna gelecek olursak, içimizi yumuş yumuş yapacak, haftanın stresini atmak ve bomboş kağıtlara biraz yazı yazarak içimizi döküyoruz. Bu haftanın sorusu şöyle: Söz, nişan, çeyiz alışverişi, kına gecesi, fotoğraf çekimleri, düğün salonları ve hepsinin arkasındaki şatafat düşkünlüğü… Ülkemizdeki düğün adetleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ülkemizdeki bazı adetler gerçekten çok abartıcı oluyor. Benim hiç sevmediğim bir konu aslında. Özellikle bu adetler gerçekten çok iğrenç. Ben daha çok yabancıların düğünleri hoşuma gidiyor. Abartısız ve sade. Zaten böyle olması gerekmez mi? Diğer türlü görmemiş gibi oluyor bence. Bunu abartmak çok gereksiz ve boş. Bir de bunu sosyal medyada da paylaşanlar var. Orasına hiç girmeyelim. Bu konuda çok yazacağımı düşünmüyorum. Çünkü şu an gözümün önüne geliyor videolar ve çok iğreniyorum. Bana göre bu şatafata harcayacağı parayı iyi bir şeye harca. Bağış yap ya da sevdiğiniz bir şey yapın. Gösteriş ve görmemişlik maalesef bu yüzyılın en büyük sorunlarından birisi. Özellikle ülkemiz için... Bana bu kadar yeter, sizlerin görüşlerini okumak daha iyi. Gelecek haftaya görüşürüz!

9 Ekim 2019 Çarşamba

Mecburiyet

Ekim 09, 2019 12
Herkese yeniden merhaba. Stefan Zweig serisiyle devam ediyorum. Klasiklere başlamak isteyenlere önerilerim var. Bunlardan birincisi küçük arkadaşlarımıza. Küçük yaşta klasiklere asla başlamayın. Başlamanızı söyleyen birisine kulak asmayın. Çünkü size belki ağır gelebilir ve okumayı bıraktığınızda klasiklere karşı bir ön yargı oluşur. Bana göre başlamak için kendinizi tanımanız ve neyi okumaktan hoşlandığınızı bilmek. Yavaş yavaş klasiklere başlarsanız daha iyi anlayacağınıza emin olabilirsiniz. Eğer bu kitabı okuduysanız yorumlar bölümünden görüşlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın. Peki siz şu an neler okuyorsunuz?

Mecburiyet' te, ressam Ferdinand eşi Paula'yla birlikte ülkesindeki savaştan kaçarak İsviçre'nin doğasına sığınmıştır. Ne var ki hâlâ içi içini yiyor, her an o malum mektubun gelmesini bekliyordur. İsviçre'de özgürdür, ama bir türlü kendini özgür hissedemiyordur. Günlerden bir gün, ülkesinden gelen askerliğe çağrı tebligatı eline ulaştığında içinde bir mecburiyet hissi belirir. Ülkesinin girdiği bu kirli savaşta o da ölmeye "mecbur" mudur, yoksa İsviçre'de kalıp "özgür" olmaya devam etmeli midir? 

Stefan Zweig yine en iyi bildiği şeyi yapıyor ve çelişkilerle dolu insan ruhunu bütün ustalığıyla gözler önüne seriyor. Mecburiyet pasifizme dair şimdiye dek yazılmış en güçlü metinlerden biri olmanın yanında, Stefan Zweig' ın kendi hayatıyla da şaşırtıcı paralellikler içermektedir. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür…

Yapman gereken tek şey, karşı koyman. İstediğin şey için ne olursa olsun mücadele etmen.

İnsan kendini kaçak hissettikten sonra hiçbir yerde özgür değildir, içeride ya da dışarıda olmuş hiç fark etmez.

Beni bir koyun gibi gütmelerine izin veremeyeceğim. Hiç acelem yok. 

Etiketler

1 Yıldız 2 Yıldız 3 Yıldız 4 Yıldız 5 Yıldız 8 Dakika A. J. Steiger Aamir Khan Adam Fawer Ağaç Ev Sohbetleri Akilah Azra Kohen Aldous Huxley Aleksandr Romanovic Belyaev Alışverişler Amie Kaufman Andy Mulligan Anı Anılarım Anlatı Ann Leary Antoine De Saint Exupery Ayşe Kulin Aziz Nesin Barış Özcan Betty Mahmudi Beyza Alkoç Bilim Kurgu Biyografi Brandon Sanderson Brent Weeks Büşra Yılmaz Carol Rifka Brunt Chas Newkey Burden Cynthia Swanson Çalışma Saati Çizgi Roman Çocuk Klasikleri Çok Satanlar Dan Brown David Dosa Demi Lovato Dolores Redondo Duyurular Dünya Klasikleri Elin Hilderbrand Elizabeth Kelly Etkinlik Fantastik Felsefe Gaston Leroux Genç Klasikleri George Macdonald George Orwell Gerilim Grigoriy Petrov Güzel İnsanlar Haldun Taner Harlan Coben Holly Seddon J.R.R. Tolkien Jay Kristoff Jean Christophe Grange Jenna Evans Welch Jennifer Niven Jesse Andrews Jill Parker John Green Jose Mauro De Vasconcelos Jules Verne Kelime-Bul Kim Gruenenfelder Kişisel Gelişim Kitapları Kitap Al Kitap Okuma Alışkanlığı Kitap Önerilerim Kitap Özetleri Kitap Yaz Kitaplığımdan Kitaplar Kütüphane Gezisi Lara Williamson Laura Florand Lauren James Leslea Newman Lev Nikolayeviç Tolstoy Leyla Ruhan Okyay Macera Makale Marie Lu Mark Manson Melissa E. Hurst Mert Ofluoğlu Michael Ende Mim Mitch Winehouse Murat Türkoğlu Mustafa Kemal Atatürk Nabizade Nazım Neslican Tay Nigel Warburton Nora Roberts Orhan Pamuk Ömer Seyfettin Öykü Paula Hawkins Polisiye R. J. Palacio Ray Bradbury Reşat Nuri Güntekin Robert Bidinotto Robert Bryndza Robert Charles Wilson Romantik Sabahattin Ali Sait Faik Abasıyanık Sandro Settimj Scott Sigler Sevim Ak Shaun David Hutchinson Shirley Jackson Sıkça Sorulan Sorular Simon Kernick Sir Arthur Conan Doyle Soru Cevap Stacey Lee Stefan Zweig Stephanie Perkins Stephen Hawking Stephen King Steve Jobs Şiir Taylor Swift Tess Gerritsen Tevfik Fikret Tezer Özlü Tiyatro Türk Klasikleri Victoria Aveyard Vladimir Tumanov Yarışma Yeni Çıkan Kitaplar Yeni Yıl Yılmaz Özdil Yuval Noah Harari Zeynep Sahra Zinciri Kırma